Excerpt for ÜST AKIL Fetö Gladyo Yapılanması 1 by , available in its entirety at Smashwords

ÜST AKIL


FETÖ GLADYO YAPILANMASI-1








First Printing: 2017 by Adem Cetinkaya


All rights reserved. This book or any portion thereof may not be reproduced or used in any manner whatsoever without the express written permission of the publisher except for the use of brief quotations in a book review or scholarly journal.

ISBN 978-1-387-10257-0

DR Publishing INC

MIT Ave 1283 Ste

Boston, MA






A-GİRİŞ


Bilindiği gibi; çok partili siyasal hayata geçtiğimiz günden bugüne kadar ülkemiz, Anayasal düzeni askıya alarak demokrasimizi kesintiye uğratan, temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldıran, milli iradeyi yok sayarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin kapatılmasına neden olan ve 1960 darbesiyle başlayıp zaman zaman tekrarlayan hukuk dışı müdahalelere maruz kalmıştır. Milletimiz bu dönemlerde pek çok hukuksuzluk ve insan hakları ihlalleriyle karşılaşmıştır.


Ancak, hiç şüphesiz ki ülkemiz demokrasisine ve devletimizin bütünlüğüne, Anayasada belirlenen demokratik hukuk devletine karşı en büyük ve ciddi saldırı 15 Temmuz 2016 tarihinde yapılmıştır. Söz konusu tarihte, Milli Güvenlik Kurulu Kararıyla da terör örgütü olarak belirlenen Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) Türk Silahlı Kuvvetleri içinde kümelenmiş unsurları, örgütün sivil ve kamunun diğer kesimlerindeki unsurlarıyla birlikte Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine darbeye teşebbüs etmek suretiyle tüm ülke genelinde yaygın bir terör ve şiddet faaliyeti gerçekleştirmiş ve yüzlerce vatandaşımızın hayatını kaybetmesine ve binlercesinin yaralanmasına neden olmuştur.


1960’lı yıllarda Fetullah Gülen isimli kişi tarafından kurulan ve zaman içinde FETÖ/PDY olarak isimlendirilen bu örgütün gerçek amacının devleti ele geçirmek ve totaliter bir sistem tesis etmek olduğu, bu amaçla tüm kamu kurum ve kuruluşlarında; özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), mülki idare birimleri, yargı teşkilatı, kolluk birimleri, eğitim kurumları gibi yerlerde kadrolaştığı ve bu kişilerin devletin amaçlarından ziyade örgütün amaçları doğrultusunda faaliyette bulundukları açıkça ortaya çıkmıştır.


Bu çalışma FETÖ’nün yapısı, işleyişi ve yaptığı eylemlere ilişkin, Ankara, Bursa ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından FETÖ, örgüt lideri Fetullah Gülen ve üyeleri hakkında açılan iddianameler, Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları ile 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrası yürütülen soruşturmalar kapsamında basına yansıyan ifadeler referans alınarak hazırlanmıştır. Kitabımızın ilk bölümünde örgütün ortaya çıkış süreci adli belgelerle ortaya konulurken ikinci bölümde üst akıl ile olan ilişkisi irdelenmiş son bölümde ise örgütün amacına ulaşmak için gerçekleştirdiği kumpaslar ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Ücretsiz olarak hazırladığımız bu çalışmayı kamuoyunun istifadesine sunuyoruz.


1-Örgütün Ortaya Çıkış Süreci


FETÖ/PDY tehdit, şantaj, cebir, şiddet ve diğer yasal olmayan yöntemleri kullanarak, tüm Anayasal kurumları baskı altına almayı, zaafa uğratmayı, yönlendirmeyi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmayı hedefleyen, Fetullah Gülen tarafından kurulmuş silahlı bir terör örgütüdür.


Örgütün kurucusu, üyeleri tarafından; "kâinat imamı" "kutsal insan", "büyük efendi", "metafizik âlemle ve öbür tarafla istişare etme özelliği olan", "Mehdi", "Mesih", "kutsal kişi", "muhterem", “hoca efendi” sıfatlarıyla ifade edilen Fetullah Gülen'dir.

Ankara 4 üncü Ağır Ceza Mahkemesinin kabul etmiş olduğu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'yla ilgili, örgütün elebaşısı Fetullah Gülen'in de arasında bulunduğu şüpheliler hakkında hazırladığı “çatı iddianame”de de belirtildiği gibi FETÖ/PDY’nin örgüt olarak gelişimi, temelde üç aşamada gerçekleşmiştir; İlk aşama 12 Eylül 1980 askeri darbesine kadar süren Işık Evleri ve dershaneler üzerinden yürütülen “devlet kurumlarına sızarak kadrolaşma” hareketidir. Örgüt bu dönemde içe kapanık vaziyette kamu kurumlarında kadrolarını arttırmak, bu alanlara sızmak ve tabanda kadro oluşturmakla meşguldür.


12 Eylül 1980 askeri darbesinden hemen sonraki dönemde örgüt, ikinci aşamada “okullaşma” ve “kamu kurumlarındaki kadrolaşma hareketini” tamamlamıştır. Bu dönemin ikinci yarısı aynı zamanda örgütün yurt dışına açıldığı dönem olmuştur. Bu süreç, örgütün eğitim faaliyetlerini öne alarak diğer faaliyetlerini gizleyip her kuruma yerleştiği süreçtir. Kitlesel şekilde kamu kurumlarında kadrolaşma başlamıştır. Ekonomik kaynak bakımından artık şirketleşen ve şirketleri bağlayan holdinglere dönüşen örgüt, banka kurmuş, eğitim alanı yanında sağlık, finans, taşımacılık, basın yayın gibi alanlarda da faaliyetlere başlamıştır.


Üçüncü aşamada ise örgüt liderinin ABD’ye kaçmasını müteakip görünüşte örgütün söylemi değişmiş, evrensel, küresel kavramları kullanmaya başlamış, gerçekte ise 15 Temmuz’a giden süreçte silahlı terör örgütü niteliğini kazandıran yapılanmasını tamamlamıştır.


2-Örgütün Amacı ve Stratejisi


Erzincan Ağır Ceza Mahkemesinin E:2016/74 ve K: 2016/127 sayılı kararında açıkça ifade edildiği gibi; finans ve siyasi gücünü, örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanan Fetullah Gülen’in görünen ve örtülü iki temel amacı bulunmaktadır: Türkiye’de devletin bütün anayasal kurumlarını, güvenlik birimlerini, mülki ve adli yapısını ele geçirmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili bir siyasi ve ekonomik güç haline gelmek. Bu amacın gerçekleştirilebilmesi amacıyla her türlü sahtecilik, sahte belge hazırlama, kamu kurumlarına giriş sınavlarının sorularını çalma, kaynağı bilinmeyen paralar kullanma, kod adı kullanma, gizlenme, kriptolu iletişim araçları ile haberleşme gibi birçok hukuka aykırı yöntemi benimsemiştir.


Fetullah Gülen ilk etapta devlete karşı savaş vererek hedeflere ulaşmanın yıpratıcı olacağını teşhis etmiş; bu nedenle mevcut sistemi yıkmak yerine, devlet modeline uygun bir örgütlenme ile devlete alternatif bir sistem kurmayı hedeflemiştir. Örgüt için daha çok “Paralel Devlet Yapılanması” kavramının kullanılmasının temel nedeni de budur. Bu nedenle tüm devlet organlarında, yerel yönetimlerde ve sivil alanda örgütlenmeyi hedeflemiştir. İleride devlet yönetimini kontrol altına almak ve akabinde Anayasal demokratik rejimi değiştirmek için kısa vadede tüm kadrolara kendi mensuplarının getirilmesi veya bu kadrolarda bulunanların örgüte bağlanması hedeflenmiştir.




3-Örgütün Yapısı ve İşleyişi


FETÖ/PDY terör örgütünün yapısı ve faaliyetleri, Anayasa Mahkemesinin, Anayasa Mahkemesi üyeleri Alparslan Altan ve Erdal Tercan’ın meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak verdiği 04.08.2016 tarihli ve E: 2016/6 (Değişik İşler), K:2016/12 sayılı kararında[1], Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun bazı hakim ve Cumhuriyet savcılarının meslekten çıkarılmalarına dair 04/10/2016 tarihli ve 2016/430 sayılı kararı[2], Milli Savunma Bakanlığının 02/09/2016 tarihli ve 2016/1 sayılı Komisyon Kararı[3], Erzincan Ağır Ceza Mahkemesinin yukarıda da değindiğimiz E:2016/74 ve K: 2016/127 sayılı kararında da ayrıntılı olarak açıklanmıştır.


Sözü edilen kararlarda;

İtaat ve teslimiyet temelinde oluşturulmuş örgütün en üst noktasında kendisini ‘kainat imamı’ olarak adlandıran Fetullah Gülen’in olduğu, ona bağlı üst yöneticiler bulunduğu, üyelerin sadakat ve bağlılık yönünden sınıflandırıldığı, örgütte dikey bir hiyerarşik yapılanma olduğu, imamlara bağlı zincirler şeklinde teşkilatlanan yapının yönetici kadro dışındaki her biriminin bağımsız hücreler şeklinde örgütlendiği, böylece her bir örgüt mensubunun en fazla bir üst sorumlusunu ve bir altında bulunan örgüt mensubunu tanımasının sağlandığı, yöneticilerinin ve üyelerinin faaliyetlerini gizlilik esasıyla yürüttükleri ve gizliliği sağlayacak haberleşme yöntemleri kullandıkları, hiç bir hücrenin diğer bir hücreden haberdar olmadığı, bu örgütlenme modelinin geliştirilmesinin sebebinin bir hücre açığa çıksa bile diğer hücrelerin faaliyetine devam ederek deşifre olmamalarını temin etmek olduğu, örgüt içinde katı bir askeri/hiyerarşik disiplinin hâkim olduğu, bu şekilde devletin içinde de örgütlenen yapıda her kurum ve kuruluş için belirlenen sorumlu bir kişiye bağlı olarak mevcut idari sisteme paralel bir yapının oluşturulduğu, ayrıca örgüt içerisinde Fetullah Gülen tarafından atanan ve yalnızca kendisinin bildiği kişilerden oluşan, örgütün iç işleyişini denetleyen ve lidere rapor eden farklı bir teşkilatın da bulunduğu,


Devletin bütün anayasal kurumlarını, güvenlik birimlerini, mülki ve adli yapısını ele geçirmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili bir siyasi ve ekonomik güç haline gelmek amacıyla hareket eden örgütün, bu amacını gerçekleştirmek için bünyesinde bulunan ışık (talebe) evleri, okullar, yurtlar ve dershaneler aracılığıyla ulaştığı gençleri maddi ve manevi yönden istismar ederek kendine bağladığı; eğitim, sivil toplum, medya ve benzeri alanlardaki çalışmalarıyla gayrimeşru faaliyet ve amaçlarını maskeleyerek toplumda meşruiyet kazanmaya çalıştığı; kamuda görev almak veya görevde yükselmek için yapılan sınavlarda sorulacak soruları önceden elde ederek mensuplarına vermek suretiyle kamu kurumlarında haksız şekilde kadrolaştığı ve mensuplarının önemli görevlere gelmesini sağladığı, başta TSK, emniyet teşkilatı, Millî İstihbarat Teşkilâtı ve yargı organları olmak üzere neredeyse tüm kamu kurum ve kuruluşlarında; sivil organizasyonlarda örgütlendiği, kamu kurum ve kuruluşlarında kadrolaşmış olan örgüt mensuplarının özellikle stratejik birimlere (personel, istihbarat, özel kalem, bilişim, muhasebe vb.) yerleşmeye teşvik edildiği, bunu sağlamak amacıyla yapılanmaya dahil olmayan kamu görevlilerinin bir takım hukuk dışı yöntemlerle safdışı bırakıldığı, örgüte mensup kamu görevlileri vasıtasıyla elde edilen kişisel verilerin, devlete ait gizli bilgi ve belgelerin arşivlendiği ve sonrasında bunların, gerek kişilerin gerekse devletin itibarını zedeleyecek, milli güvenliğimizi tehlikeye düşürecek şekilde kullanıldığı, gelinen son noktada yapılanmanın, paralel bir devlet yapılanmasına dönüşerek devlet ve toplum üzerinde “vesayet” oluşturduğu belirtilmektedir.


4-Milli Güvenlik Kurulunun FETÖ/PDY Hakkındaki Değerlendirmeleri:


Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 26 Şubat 2014 ile 26 Mayıs 2016 tarihleri arasındaki dönemde yapılan birçok toplantıda FETÖ/PDY’nin milli güvenliği tehdit ettiğine, bir terör örgütü olduğuna ve diğer terör örgütleri ile işbirliği yaptığına dair kararlar verilmiş olup bu kararlarda, Devlet içindeki illegal yapılanmalara yönelik olarak yürütülen adli ve idari işlemler hakkında Kurul’a bilgi sunularak, milli güvenliğimizi tehdit eden ve kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanmalar ve illegal oluşumlar ile yürütülen mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulanmış, terör örgütleriyle işbirliği içerisinde hareket ettiği belirlenen paralel devlet yapılanmasıyla, yurt içinde ve yurt dışında, illegal ekonomik boyutu da dâhil olmak üzere sürdürülmekte olan mücadelenin kararlılıkla devam ettirileceği belirtilmiştir.


Örgütün TSK Yapılanması


Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 06/06/2016 tarihli iddianamesinde FETÖ/PDY’nin en çok önem verdiği, en fazla kadrolaşarak egemen hale geldiği kurumun TSK olduğu, TSK’daki kadrolaşmanın uzun yıllar önce başladığı ve ilk yerleştirilen örgüt mensuplarının general veya albay rütbesine yükseldikleri, FETÖ/PDY’nin subay ve astsubay olacak mensuplarını özel olarak yetiştirdiği, yapılanmaya mensup olmayan personelin bazı soruşturma ve davalarla tasfiye edildiği ve bu personelin yerine örgüt mensuplarının terfi etmesinin sağlandığı, özellikle bu yapılanmaya mensup olmayan askeri pilotların çeşitli yöntemlerle kurumdan uzaklaştırıldığı, TSK içerisindeki bu yapılanmanın ordu disiplinini bozacak ve ülke savunmasında zafiyet oluşturacak bir yoğunluğa ulaştığı, FETÖ/PDY’nin kuvvet komutanlıkları, jandarma ve emniyet teşkilatları içindeki mensuplarından oluşan ve on binleri bulan devletten ayrı hiyerarşiye bağlı silahlı bir yapılanmasının olduğu, anayasal düzeni değiştirecek veya ortadan kaldıracak silahlı güce ulaşan örgütün bir askeri darbe yapabilecek tek organize güç olduğu ve darbe teşebbüsünde bulunma tehlikesinin açık ve yakın olduğu, ifade edilmiştir. Nitekim, TSK içindeki bu yapılanmaya güvenerek kimi örgüt mensupları iç savaş ve askeri darbeden söz etmişlerdir


Örgütün Yargı Yapılanması


Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 06/06/2016 tarihli iddianamesinde, yargı içinde FETÖ/PDY’nin önemli bir kadrosunun varlığını sürdürdüğü, yapılanmanın istediğinde her türlü hukuksuz kararı verecek ve yargı eliyle kamu gücünü örgüt menfaatine kullanacak binlerce hâkim ve savcı mensubunun bulunduğu, son yıllarda kamuoyu tarafından yakından takip edilen birçok olaya ilişkin soruşturma ve yargılama süreçlerinin FETÖ/PDY’nin yargı teşkilatı içerisindeki mensuplarınca bu örgütün amaçları doğrultusunda ve yargı imamları tarafından verilen talimatlar uyarınca yapıldığı, bu süreçlerde bilinçli olarak hukuka aykırı uygulamalarda bulunulduğu iddia edilmiştir.

FETÖ, 12 Eylül 2010 günü yapılan anayasa referandumu sonrasında, yeni oluşturulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) seçimle gelen üyeliklerini elde etmiştir. Bu dönemden sonra örgüt üyesi hâkim savcıların öncelikle Yargıtay ve Danıştay üyelikleri olmak üzere etkili görevlere atanmaları hız kazanmıştır. FETÖ/PDY'nin, seçim öncesi oluşturduğu gizli haberleşme ağıyla kendi mensubu olan hâkim ve Cumhuriyet savcılarını tespit ederek HSYK üyeliğine aday olan sözde bağımsız adaylarının alacağı muhtemel oyları hesapladığı, seçimin başa baş geçeceğini düşünen ve işi şansa bırakmak istemeyen örgütün, stajını tamamlayan ve kuraya hazırlanan, büyük çoğunluğu kendi mensuplarından olan adayların seçimde oy kullanmasını sağlamak amacıyla bylock üzerinden kendi mensuplarına talimat verdiği, bu hususun 15 temmuz darbe girişimi sonrası başlatılan soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve savcıların beyanıyla sabittir. Örneğin bir hâkim şüpheli sıfatıyla verdiği ifadede konuyla ilgili olarak; "HSYK seçimlerinde oy kullanmak amacıyla Yüksek Seçim Kurulu’na dilekçe vermiştik. Bu dilekçe verilmesine ilişkin mesajın … tarafından …’a Bylock uygulaması üzerinden gönderildiğini biliyorum. Çünkü … bize böyle söyledi. Hatta YSK’ya gitmeden önce henüz mesleğe kabullerimiz resmi gazetede yayınlanmamış olduğu için, HSYK’ya giderek mesleğe kabulümüzün yapıldığına ilişkin belgeleri aldık. Bu belgeler ile birlikte YSK’ya giderek seçimde oy kullanmak istediğimize ilişkin başvuruda bulunduk. Hatta sadece bu yapının üyeleri tarafından başvuru yapılıyormuş gibi gözükmemesi için kendilerine yakın htikleri ama yapıdan olmayan kişilerden de birkaç kişi çağırıldığını biliyorum." şeklinde beyanda bulunmuştur.


Darbe girişimi üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında itirafçı yahut gizli tanık olarak ifadeleri alınan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının beyanlarında örgütün nasıl yargıyı ele geçirdiği gözler önüne serilmektedir. Yukarıda anılan HSYK’nın 4/10/2016 tarihli kararda geçen kısım özetle şu şekildedir:

- “İstanbul’a tayinim çıkınca lojman işleri ile … isimli İstanbul hâkimi ilgilendi. Kendisi de Gülen Cemaati mensubuydu. Kendisiyle aynı lojman bloğunda kaldık. İşyerinde de … çevresindeki Gülen Cemaati mensupları ile tanışmaya başladık. … bir süre sonra İstanbul Adliyesinde CMK 250'nci maddesi kapsamında kalan suçlara bakan özel yetkili mahkemeye atandı. Bir süre sonra da onun tavsiyesi üzerine bende özel yetkili savcı olarak görevlendirildim. 2011 yılı Haziran ya da Temmuz ayında Beşiktaş Adliyesinde Özel Yetkili (CMK 250 maddesi) Savcı olarak göreve başladım. 1,5 – 2 ay kadar burada çalıştım. Hiç iddianame yazmadım. Sadece bir kez bir hafta nöbet tuttum. Arama, elkoyma, gözaltına alma, telefon dinleme, teknik araçlarla izleme, vb. tüm talepleri TEM Şube Müdürlüğü görevlileri flash bellekle hazır olarak getiriyordu. Ben de imzalıyordum. Gelen yazıları okumak istediğimde birlikte çalıştığımız Cumhuriyet Savcısı … “Başsavcı vekili … kızıyor, onun talimatı var, okumadan imzala geç” diye söylüyordu. Ben de tatsızlık çıkmasın diye imzalıyordum. Kendim fiilen hiç müzekkere, talimat, karar yazmadım. Polisin getirdiği ve bizim imzaladığımız soruşturma ile ilgili talep, müzekkere ve kararların kimler hakkında uygulanacağını bile bilmiyordum. Kimin için iletişim tespiti kararı verdik, kim için arama el koyma, gözaltı vb. kararlar verdik hiç haberim yoktur.”

- “…cemaatin Yar-Sav’a üye olarak Emin Ağaoğlu’nu başkanlıktan alma projesi de vardı. Bu projenin devamı olarak cemaatten olan meslektaşlar Yar-Sav üyesi olup Emin Ağaoğlu’nun listesinden seçime giriyorlardı. Oylama zamanı Emin Ağaoğlu listesinde cemaatçiler doğaçlama gelişiyormuş gibi bir görüntü vererek oylama sırasında “ben de adayım” diyerek ortaya çıkıyorlar, bu şekilde listeyi delip gerçekte seçilmesi gereken grubun yani cemaatin seçilmesini sağlıyorlardı.”

- “…17-25 Aralık’tan dolayı tutuklu olan polislerin ve balyoz soruşturmasından dolayı gelen bireysel müracaatları raportör … üzerinden takip ettiler, gelen müracaatta bulunan kişilerin pozisyonuna göre karar çıkarmak için bu yapı mücadele etti, uğraş verdi.”

- “Cemaat HSYK seçiminde Bylock üzerinden haberleşti ve değerlendirme yaptı”

- “Mülakat sonucunda hâkim adaylığını kazandıktan sonra … civarında bir evde isimlerini hatırlamadığım yine meslekte olan 4 ya da 5 kişi gelerek staj dönemimizde namaz kılmayın, cumaya gitmeyin, tedbir yapın, sürekli teyakkuzda olun, ... tedbirli olun tarzında uyarılarda bulundular.”

- “2013 yılında Ergenekon dosyasından tutuklu Mehmet Ali Çelebi’nin polisler tarafından cep telefonuna başka birisinin rehberinin yüklenmesi olayı ile ilgili olarak görevi kötüye kullanmak suçundan yürütülen soruşturma dosyası ile ilgili teğmen ve anne-babası yanıma gelip dosyanın dört savcı değiştirdiğini söyleyip bir an önce bitirilmesini söylediler. Ben de soruşturma dosyasını ele aldım. Bazı polisler hakkında ek takipsizlik verdikten sonra birkaç sanık polis hakkında görevi kötüye kullanmak suçundan iddianame düzenledim. O dönem başsavcı vekilinin izinde olması nedeni ile yerine görevlendirilen başsavcı vekili … beni yanına çağırdı. Dosyanın kendi dosyaları ile alakalı olduğunu söyleyip “polis memurları bizim çocuklar bunların zarar görmesini istemiyorum. Bir şey yapamaz mıyız” dedi. Ben de “siz iddianameyi görevi kötüye kullanma, ihmal yönünden iade edin, ben tekrar bakayım” dedim.”

- “… bana hitaben “sen evleniyormuşsun, evleneceğin kişi kim, hizmete yakınlığı nedir, bir bağı var mı” dedi. Ben de ismini söyledim. İlahiyat fakültesi ve imam hatip mezunu olduğunu söyleyince ikisi birlikte bana hitaben “ağabeycim sen ne yapıyorsun, biz tedbirli davranacaksın diyorsun, sen ilahiyat mezunu biriyle evleniyorsun. Peki, başını açacak mı” diye sordu…”, “Bana yumuşak bir üslupla tamam evleneceğin kişi başını açması şartıyla evlenebilirsin, biz seni kaybetmek istemiyoruz şeklinde söylediler”

- Diğer talebemiz … ve …, … Astsubay okulunu kazandılar ve ondan sonraki yıllarda da yine aynı şekilde bazen tarafımdan bazen de mahrem hizmetlere bakan diğer ağabeyler tarafından bu iki öğrenci sürekli takip edildi. Bu çocukların sınavları kazanmasında o yıllarda tanıdığım ve şuanda mahrem hizmetlerde çok kritik hizmetlerde bulunan … isimli şahıs tarafından bize verilen sınav sorularının büyük etkisi vardır, eğer bu sorular bu öğrencilere verilmemiş olsa sınavı kazanmaları düşünülemezdi”

- “Evlilik ve müstakbel eş adayı ile ilgili beklentilerimiz ve tercihlerimiz hakkında genel bilgiler aldı. Bu kişi yapının bizimle ilgili kısmının evlendirme birimiydi.”, “Benim için uygun bir aday bulduğunu söyleyip özelliklerini aktardı. Ancak köyde yaşadığını öğrenince ben kabul etmedim. Özelliklerin kabul edilmesi halinde ismi ve resmi gösteriliyordu. Aksi takdirde gizlilik çerçevesinde ismi ya da kişiyle ilgili resim vs. gibi hiçbir bilgi verilmiyordu”

- “Peygamberimizin sürekli birilerinin rüyasına girmesi ve peygamberimizin cemaatle ilgili vaatlerde bulunduğunu belirtmeleri, bunların hepsinin asılsız çıkması üzerine cemaatten ciddi manada kendimizi soyutladık”

- “Onunla birlikte hareket eden birçok Gülen cemaati mensubu hâkim, savcı, daire başkanı, genel müdür yardımcısı vardı. Bakanlıkta yurtdışı gezilerine kimin katılacağı, özel görevlere kimin gideceği hep … tarafından belirleniyordu”, “Genelde listeyi kendi adamlarından oluşturuyorlardı”

- “17-25 Aralık olayları ile ilgili olarak, 16 Aralık akşamı aynı binada oturduğumuz savcı … yanıma gelerek “bir avukat bürosunda arama var, … senin katılmanı istiyor” diye söyledi. 17 Aralık sabahı … yanına gittim. Bana “bir avukat bürosunda arama var sen katılacaksın” dedi. Yanımdaki polisler ile birlikte yola çıktık. Bir binanı önünde durduk. Polisler binanın tamamında arama yapmak istediler. Ben itiraz ettim. Avukat bürosu olduğu için sadece avukatın kullandığı büroda arama yapılabileceğini söyledim. Bu arada savcı … ile görüşüldü. … “arama kararı binanın tamamı için polisler binanın tamamını arayabilirler” dediler. Binadan girdik, ben sadece bina içinde bulunan ve dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlunun ortağı olan ve soyadının Kuş olduğunu hatırladığım avukatın bürosundaki arama işlemine katıldım. Polisler tüm binada arama yaptı. Hatta avukat bürosu dışındaki yerlerde yapılan arama tutanağını da bana imzalatmak istediler”

- “…hâkim ve savcılarla birlikte aynı koğuşta kalıyorum. Koğuştakiler ceza evinde kalmamızın bir ibadet olduğunu düşünüyor.”

Bu itiraf dışında, örgüt mensubu İstanbul 18. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi İ.K. tarafından 4.7.2016 tarihinde bir dosya hakkında verdiği kararda kullanılan ifadeler, örgüt mensuplarının liderlerine olan inançlarını ve nasıl çarpık bir anlayışa sahip olduklarını göstermesi açısından önemlidir.

Adı geçen hâkim kararında; “İşte buradan ilan ediyoruz, Fetullah Gülen Hocaefendi Son Peygamber Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhivesselem Efendimiz'in kendi soyundan Ehl-i Beytinden geleceğini haber verdiği ve bizim de hem Hazreti Ali ve hem de yine Ehl-i Beyt'ten olan Abdulkadir Geylani Hazretlerinin kitaplarından aktardığımız gibi o seçilmiş bir kişi olur ve Hazreti Ebubekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman ve Hazreti Ali Peygamber Efendimiz'in halifeleri iken, Mehdi Aleyhisselam ayrı ve özel olarak son kez insanlığı doğru yola sevk ederek yanlışları gösterecek özel bir insan olduğu için her ne kadar harikuladelikleri ve kerametleri olacak ise de zaten ortaya çıktığında birçok kişi hazır beklediği için ona biat edecek ve derhal tamir ve onarıma başlayacak ve kendisi her türlü hareket serbestîsine sahip olduğu için nasıl ve ne şekilde davranacağını ve insanların nasıl yönlendirileceğini bildiği için Allah'ın Halifesi olarak Huruc edecektir...

İnşallah bizim kararımız sonrasında Hazreti Mehdi'nin çıkıp huruc edeceğini ve sonrasında tüm dünyada son kez Zakkum grubunun şarkısında bahsedildiği gibi mutlu olunacak ve Allah Nur'unu böylece tamamlayacaktır.

Fetullah Gülen Hoca yaşanılan üzücü olayların ardından değişik tarihlerde yapmış olduğu açıklamalarda, bu ve benzeri açıklamalara ve anlatımlara konuşmalarında yer vermiş fakat bu açıklıkta kendisine yönelik bir atıfta bulunulmamıştı…

Herhalde bunu de kendisi söylemeyecekti ve başta belirttiğimiz gibi kader ağlarını örüyordu ve benim gibi, bazen anne babası, bazen eşi ve bazen de bazı yakın arkadaşları ve meslektaşlarınca da ciddiye alınmayan, hafife alınan benim gibi birine, Allah böyle bir görev de yüklemiş oluyordu zannımca..."

Şeklinde ifadelere yer vermiştir.

Yapının Terör Örgütü Olarak Kabulü

Süreç içinde Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından FETÖ’nün milli güvenliği tehdit ettiğine, bir terör örgütü olduğuna ve diğer terör örgütleri ile işbirliği yaptığına dair kararlar verilmiştir.

Bu bağlamda ilk karar, 17-25 Aralık 2013 yargı darbeleri sonrasında 26.2.2014 tarihli toplantıda verilmiştir. Bu tarihten itibaren MGK toplantılarında düzenli olarak örgüte ilişkin değerlendirmeler yapılmış ve çeşitli kararlar alınmıştır. 30.12.2014 tarihli toplantı sonrasında yapılan açıklamada paralel devlet yapılanması vurgusu yapılmıştır. 15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesi yapılan 26.5.2016 tarihli MGK toplantısında, millî güvenliği tehdit eden paralel devlet yapılanması (FETÖ) bir terör örgütü olarak kabul edilmiştir.

Erzincan Ağır Ceza Mahkemesinin 10 Haziran 2016 tarihli kararıyla FETÖ ilk kez terör örgütü olarak kabul edilmiş ve sanıklar hakkında değişik cezalar verilmiştir.

Ayrıca ülke genelinde gerek örgüt lideri Gülen, gerekse örgüt mensupları hakkında silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek başta olmak üzere, çeşitli suçlardan yargılamalar devam etmektedir.

5-15 TEMMUZ 2016 DARBE TEŞEBBÜSÜ


Devletin En Kritik Noktalarına Yapılan Saldırılar


15 Temmuz gecesi Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde, askeri hiyerarşi dışında, kendilerini Yurtta Sulh Konseyi olarak tanımlayan, FETÖ/PDY üyesi "üniformalı teröristler" tarafından Anayasa'yı askıya alarak, seçilmiş Cumhurbaşkanını görevden almak, Meclis ve Hükümeti ortadan kaldırmak amacıyla demokrasiye karşı silahlı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.


Türk Silahlı Kuvvetlerinin resmî internet sitesi ve askerler tarafından işgal edilen TRT'de zorla yayınlattırılan bildiride ordunun yönetime el koyduğu ifade edilerek, Türkiye'de sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı ilan edildiği açıklanmıştır.

Olay gecesi, İstanbul'daki Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü askerler tarafından kapatılmış, ayrıca İstanbul Atatürk Havalimanı da işgal edilmiştir

Teşebbüs sırasında TBMM, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Ankara Emniyet Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekât Daire Başkanlığı, MİT yerleşkelerinin de aralarında bulunduğu birçok yere uçak ve helikopterlerin de kullanıldığı bombalı ve silahlı saldırılar yapılmış, Cumhurbaşkanı’na yönelik suikast girişiminde bulunulmuş, Başbakan’ın aracının bulunduğu konvoya silahla ateş edilmiş, Genelkurmay Başkanı’nın da aralarında bulunduğu birçok üst düzey askeri yetkili rehin alınmış, çok sayıda kamu kurumu silah zoruyla işgal edilmiş veya buna teşebbüs edilmiştir. Teşebbüse, toplam 8.651 askeri personelin karışmış, TSK’ya ait savaş uçakları dâhil 35 uçak, 37 helikopter, 74 tanesi tank olmak üzere 246 zırhlı araç ve 4.000’e yakın hafif silah kullanılmıştır.

Sayın Cumhurbaşkanımıza Düzenlenmek İstenen Suikast

Örgüt mensupları, o esnada tatilde bulunan Cumhurbaşkanımızı öldürmek istemişlerdir. Kendilerinin de belirttiği üzere, seçilmiş Cumhurbaşkanımız ölümden sadece 15 dakika ile kurtulmuştur. Bu durum teröristlerin seçilmiş Cumhurbaşkanımızı etkisiz hale getirerek, yönetime el koyma iradelerinin en büyük delilidir.


Meclisin İlk Kez Bombalanması


Türkiye Cumhuriyeti tarihinde halkın iradesinin tecelli ettiği, demokrasinin yansıması olan halkın temsilcilerinin bulunduğu Meclisimiz ilk kez bombalanmıştır. Bu bombalama düşman Devlet uçaklarından değil; kendi ordumuzun içerisinde yer alan bir grup terörist tarafından yapılmıştır. Meclisimizin aldığı büyük zarar hâlihazırda görülebilmektedir.

Polis Özel Harekât Merkezinde 50'ye Yakın Polisin Şehit Edilmesi

Ankara'da bulunan polis özel harekât merkezine yapılan saldırıda 50'ye yakın polisi şehit olmuştur. Burada görevli polisler genelde doğu ve güneydoğu bölgemizde terörle mücadele eden özel yetişmiş memurlardır. O gece teröristlerin hedefinde sadece özel harekât değil, başta Ankara Emniyet Müdürlüğü olmak üzere, Emniyete ait birçok bina, hava araçları ve tanklarla yapılan saldırılara maruz kalmıştır.


Darbe Teşebbüsüne Gösterilen Direniş


Sayın Cumhurbaşkanımız cep telefonu aracılığı ile televizyona bağlanabilmiş ve gerçekleştirdiği konuşmada darbecilere hiçbir şekilde imkân tanınmayacağını ifade ederek halkı darbeye tepki göstermek için sokağa çıkmaya davet etmiştir. Çağrının ardından, Türkiye'nin birçok ilinde darbe karşıtı protesto gösterileri düzenlenmiştir. Gösterileri bastırmak için askerlerce sivil halka hem yerden hem de havadan ateş açılmıştır.


Türk Milleti elinde hiç bir silah olmadan sadece bayraklarıyla toplara, tüfeklere, uçaklara karşı demokratik değerlerini savunmuştur. Tankların üzerine çıkmış, kurşunlara kendini siper etmiştir. Milletimiz o gece hangi siyasi partiden olursa olsun, hiç bir dünya görüşü ayrımı gözetmeksizin bir bütün halinde darbeye karşı direnmiştir. Millet bunun sadece iktidar partisine yönelik bir darbe girişimin olmadığının farkındadır. Bundan dolayı muhalefet partilerinin taraftarları da bu meseleye sonuna kadar sahip çıkmıştır. Milletin demokrasiye sahip çıkma iradesi halen devam etmektedir. Kendi uçaklarından üzerlerine bombalar atıldığı bir ortamda tüm partilerin milletvekilleri aynı yönde hareket etmiş ve darbeye karşı direnmiştir. Meclisimizde darbeye karşı hazırlanan bildirinin altına tüm siyasi partiler imza atmıştır.


7 Ağustos 2016 tarihli İstanbul Yenikapı’da yapılan her kesimden, her görüşten, iktidar partisi olan AK Partinin yanında muhalefet partileri olan CHP ve MHP’nin, hatta Mecliste yer almayan Vatan Partisinin de yer aldığı, beş milyon insanımızın katıldığı “demokrasi ve şehitler” mitingi de darbeye karşı duruşun tüm toplum kesimlerice paylaşıldığının en bariz göstergesidir.


Darbe teşebbüsüne karşı gösterilen direniş sürecinde 246 vatandaşımız şehit olmuş; binlerce vatandaşımız yaralanmıştır.


Darbe Teşebbüsüne İlişkin Yürütülen Soruşturmalar


15 Temmuz gecesi darbe teşebbüsünde yer alan sorumluların ortaya çıkarılıp, adalet önünde hesap verilebilmesi için soruşturma başlatılmıştır.

Darbe girişimine ilişkin olarak çeşitli illerimizde adli soruşturmalar sürmekte olup, Denizli Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/20846 Sor. Nolu, 28/09/2016 tarihli ve 2016/650 sayılı iddianamesiyle, sanıklar hakkında “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunun beraberinde başka suç işleme, TBMM’yi ortadan kaldırma veya görevini engellemeye teşebbüs suçunun beraberinde başka suç işleme, TBMM’yi ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma” suçlarından 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/167 İDD. Değerlendirme numarasına kayden dava açılmıştır.


Aynı şekilde Denizli Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/19700 soruşturma nolu 06/10/2016 tarihli ve 2016/661 sayılı iddianamesinde de sanıklar hakkında “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve terör örgütüne üye olma” suçlarından kamu davası açılmıştır.


Darbe teşebbüsünde bulunanların hak ettikleri cezaları almaları için başlatılan soruşturmalar ülke çapında hâlihazırda devam etmektedir. Bu soruşturmalar kapsamında başta örgüt lideri Fetullah Gülen olmak üzere ülke dışında bulunan örgüt mensuplarının iadeleri için gerekli işlemler başlatılmıştır.


DARBE TEŞEBBÜSÜ İLE FETÖ/PDY ARASINDAKİ BAĞLANTI


Darbe teşebbüsüne ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında, FETÖ/PDY üyesi bir kısım asker ve kamu görevlilerinin aşağıda yer alan ifadelerinden; darbe teşebbüsünün anılan terör örgütünün Lideri Gülen’in bilgisi ve talimatı ile yapıldığı ve sivillerin katledilmesi, kamu görevlilerinin şehit edilmesi başta olmak üzere ortaya çıkan maddi ve manevi zarardan adı geçenin başında olduğu terör örgütünün sorumlu olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, yürütülen soruşturmaların devam etmesi nedeniyle, her geçen gün örgüt bağlantısını tüm yönleriyle ortaya koyan yeni delillere ulaşılmaktadır.

Örgüt bağlantısını açıkça ortaya koyan ifadelerin bir kısmı özetle şu şekildedir.


Asker Kişiler


H.A, Genelkurmay Başkanı, ifadesinde;

FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki yapılanması ile ciddi mücadele yürütüldüğünü, 2016 yılı Ağustos ayında yapılacak Yüksek Askeri Şura toplantısında ciddi kararların alınmasının gündemde olduğunu, terör örgütünün bunun muhtemel sonuçlarını öngörerek silahlı kalkışmada bulunduğunu belirtmiştir.

Ek olarak, 15 Temmuz 2016 tarihinde darbeci askerler tarafından rehin alındığını ve bildiri imzalatılmak istendiğini, ancak buna direndiğini, rehin alanlardan, Tuğgeneral H. E.’nin; "dilerseniz sizi kanaat önderimiz Fetullah Gülen ile görüştürürüz" dediğini, darbe teşebbüsünü planlayan ve yapanların FETÖ/PDY üyesi olduklarını belirtmiştir.

A. K, Yarbay, Milli İstihbarat Teşkilatı, ifadesinde;

Kendisinin Gülen ile iki (2) kez yüz yüze görüştüğünü, kod adını bizzat Gülen’in verdiğini, örgütle ortaokulda tanıştığını, onların yönlendirmesiyle Maltepe Askeri Lisesine kayıt olduğunu, 1989 yılında Kara Harp Okuluna başladığını, 15 Temmuz olaylarından yaklaşık 1 hafta önce, (…) isimli bir yarbayın, arayıp görüşmek istediğini söylediğini, Tandoğan'da buluştuklarını. İçerideki başka birinin Ağustos YAŞ toplantısında üç bin askerin ihraç edileceğini, Gülen'in YAŞ toplantısını istemediğini, gidişata dur deme zamanı geldiğini, darbe yaparak örgüt mensubu subayların TSK ve devlet yönetimini ele geçireceklerini söylediğini,

Jandarma imamı olduğunu düşündüğü bu şahsın,TSK'daki FETÖ subaylarının atılması konusunda 'Son kalemiz de elimizden gitmesin' dediğini, şahsa, darbeyi TSK'nın mı, yoksa cemaatin mi yapacağını sorduğunu, o şahsın bir orgeneralin işin içinde olduğunu, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının darbe başladıktan sonra ikna edileceğini söylediğini, 'Var mısın' diye sorduğunda. cemaatle bağı olduğu için kabul ettiğini belirtmiştir.

L.T., Piyade Yarbay, Genelkurmay Başkanı Emir Subayı, ifadesinde;

FETÖ üyesi olduğunu, bu güne kadar örgüt abileri tarafından verilen emirleri harfiyen yerine getirdiğini, örgütten M. A. ve Selahattin kod adlı kişilerle irtibatlı olduğunu, bu kişilerle ayda bir ya da iki kez M’nin evinde toplantı yaptıklarını,

Bursalı fakir bir ailenin çocuğu olduğunu, Gülen örgütü ile ilk kez ortaokul yıllarında tanıştığını, oldukça başarılı bir öğrenci olduğunu, Serdar ve Musa kod isimli iki üniversite öğrencisinin kalmış olduğu pansiyona gelerek kendisiyle yakından ilgilendiklerini ve “cemaat evlerine” götürmeye başladıklarını, ideali olan asker olma isteğinin “abiler" tarafından da teşvik edildiğini ve 1989 yılında Işıklar Askeri Lisesi sınavlarına girdiğini, sınavdan önceki gece Bursa merkez de bir “cemaat evinde” cevapları işaretlenmiş şekilde kendisine Serdar kod isimli “cemaat abisi” tarafından soruların verildiğini ve sınavdan başarılı olduğunu, ancak dereceye giremediğini, çünkü kasıtlı olarak bazı soruların cevaplarının verilmediğini, bu nedenle 275 kişinin başarılı olduğu sınavda 100. olduğunu, Askeri Lisede de Serdar ve Murat “abileri" ile ayda bir kez görüşmeye devam ettiğini, bu görüşmelerde sohbet ettiklerini, Gülen'in kitaplarını okuduklarını, kendilerine verilen tek görevin ifşa olmamak olduğunu,

1993'te Askeri Liseyi bitirince doğrudan sınavsız olarak Kara Harp Okuluna kaydını yaptırdığını, burada da Musa isimli “cemaat abisinin” kendisinden sorumlu olmaya devam ettiğini, 2010 yılına kadar görev yaptığı çeşitli pozisyonlarda bulunduğu yere göre değişik “cemaat abileri" ile temasının devam ettiğini, bu “abilerin" hiç birisinin askeriyeden kişiler olmadığı iyi eğitimli sivil şahılar olduklarını ancak ne iş yaptıklarını bilmediğini, zaten bunu hiç sorgulamadıklarını ancak Genelkurmay Karargâhında binbaşı rütbesiyle çalıştığı 2010-2011 döneminde kendisinden Türk Telekom’da çalışan bir cemaat abisinin sorumlu olduğunu, bir kıtadan başka bir kıtaya/göreve atanınca mevcut “cemaat abisinin”, yeni görev yerinde kendisinden sorumlu olacağı abisiyle tanıştırarak teslim ettiğini, bu şekilde sürekli olarak cemaat “abilerinin" kendisi üzerinde kontrolünün devam ettiğini, 2011-2015 yıllarında Genelkurmay Başkanı Necdet Özel'in emir subay yardımcısı olarak çalıştığını, Genelkurmay Başkanı Emir Subayı olarak atandığını ve bu andan itibaren cemaat yapılanması adına kendisine verilen örgütsel görevleri yerine getirmeye başladığını,

Bu kapsamda Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’i dinleme cihazıyla sürekli dinlediğini, dinleme cihazını Türk Telekom’da çalışan “abisinden” aldığını ve hafızası dolan dinleme cihazlarını cemaat abisine teslim ettiğini ve boş olanları aldığını, odada dinleme cihazı araması yapıldığında bu aramaları bildiği için cihazları koymadığını, Genelkurmay Başkanı ve İkinci Başkanı Hulusi Akar ve Yaşar Güler'in emir subayı M.A.'nın da Gülen örgütüne mensup olduğunu ses kayıt cihazlarını birlikte yerleştirdiklerini ve M.A.'nın Genelkurmay 2. Başkanını dinlemekten sorumlu olduğunu ancak M. A.'nın imamının kim olduğunu bilmediğini, Hulusi Akar'ın da emir subayları S. ve Ş. Başçavuş tarafından dinlenmeye devam edildiğini,

1990'lı yıllardan beri sınavla okullardan gelen ve orduya alınan subayların 60-70'inin örgüt üyesi olduğunu bu kişilerin genelde kurmay subaylar olduğunu, Cumhurbaşkanı başyaveri Albay Y. ile Cumhurbaşkanlığı muhafız alayı komutanı M.K.B.'ın da örgüte mensup olduğunu,

Darbe yapılacağını 14.7.2016 Perşembe günü saat 10-11.00 civarı Genelkurmay Başkanı Danışmanı Kurmay Albay O.Y.’den öğrendiğini, plana göre Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının tek tek alınarak sessiz sedasız işlerinin bitirileceğini, kendisinin görevinin de Genelkurmay Başkanını etkisiz hale getirmek olduğunu, bu görevi sorgulamadan kabul ettiğini, bunun üzerine “cemaat abisi” Murat’ın Konya yolundaki evine gittiğini, orada Adil ve Selahattin “ağabeylerin” olduğunu, buradaki “abilerin" de darbeden haberdar olduklarını, kendisine gizlilik konusunda sıkı sıkı tembih ettiklerini,

Planlandığı üzere Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın odasına girdiklerini kendisini rehin aldıklarını, Genelkurmay Başkanını özel kuvvetlerden gelen görevlilerin götürdüğünü,

Genelkurmay binasının etrafında vatandaşların toplandığını, polislerin geldiğini, F-16 savaş uçaklarının alçak uçuş yaptığını, silahların ateşlendiğini, meclisin bombalandığını, sivil halkın zarar gördüğünü, tam bir katliam yaşandığını, bunun üzerine yavaş yavaş pişman olmaya başladığını, bütün bu olanların cemaatin girişimiyle yapıldığını ifade etmiştir.

G. E., Genelkurmay Karargâh Emir Subayı, ifadesinde,

1986 yılında Ortaokul 1. sınıfta cemaatle tanıştığını ve “Cemaat Mensubu” olduğunu, himmet verdiğini,

Ortaokul yıllarında cemaatle tanıştığını, kendisi ile ilgilenmek üzere Bahadır kod adlı İstanbul Tıp Fakültesinde okuyan bir abinin görevlendirildiğini, İzmir Maltepe Askeri Lisesinde okuduğu dönemde de Bahadır abisinin 15 günde bir kendisini ziyarete geldiğini, cep harçlığı bıraktığını, bu süreçte başka kimse ile irtibatının olmadığını, bazen Bahadır abisinin bildiği cemaat evlerine birlikte gittiklerini ve bu esnada evde başkalarının olmadığını, askeri lise döneminde Bahadır abisinin kendisi ile görüştüğünü ailesine söylemeyi yasakladığını,

Kara Harp Okulunun ilk 6 ayından sonra kod adı Ahmet olan abinin mezun oluncaya kadar kendisi ile ilgilendiğini, başka kimse ile teması olmadığını, bazen Cebeci'deki örgüt evlerine gittiklerini, 1997'de göreve başladığını, Polatlı'da çalıştığı dönemde İstanbul'a giderek Ahmet abisi ile temaslarının devam ettiğini, 2002 yılında adını hatırlamadığı devredildiği abi ile temasını kendi isteği ile kestiğini, 2003-2004 yıllarında Ahmet abisi ile yeniden görüşmesi üzerine “Adil Abi” diye birine kendisini devrettiğini, devredildikten sonra diğer abilerle görüşmenin yasak olduğunu,

Kod adının “Salih” olduğunu, maaşının onda birini himmet olarak elden verdiğini, Batman'da Fevzi abisinin kendisi ile ilgilendiğini, Ankara'da Türk Telekom'da çalışan Recai Abinin ilgilendiğini, Genelkurmay Başkanının Emir Subayı L. ile birlikte evine gittiklerini, burada Recai’nin L.'ye Genelkurmay Başkanı ile ilgili sorular sorduğunu, Genelkurmay Başkanının dinleme kayıtlarını L'den aldığını, Recai'nin tayini çıkması üzerine Murat isimli abiye devredildiklerini, Genelkurmay Başkanını dinleme faaliyetlerine devam ettiklerini, Murat'ın üstünde Selahattin onun üstünde de Adil isimli abinin olduğunu,

Fetullah Gülen Cemaatinin darbe girişimine etkisi ve katkısının bulunduğunu, 13 Temmuz 2016 günü Tuğgeneral M. P.'nin iki defa odasına geldiğini görüşemediğini, bunun üzerine kendisinin yanına giderek emirlerini sorduğunu, bu hafta kritik hafta güvenlik konusunda hassas olması talimatı verdiğini, aynı gün Murat abisinin evinde Selahattin ve Adil'in, P. Paşanın emirlerini yerine getirmesini söylediklerini, 14 Temmuz 2016 günü Amiral C. T. ve D. Ö. Albay'ın yanına geldiklerini, 15 Temmuz 2016 günü nöbetçi amirini değiştirmelerini ve denizci olmamasını söylediklerini, Yarbay M. M.'yi Cuma nöbetine geçirdiğini, saat 20.00 sıralarında P.’nin güvenlik ve askerlerin hazırlanması ile ilgili talimatlar verildiğini, olaylar başladığında kendisine kamera izleme merkezinde kalması talimatının verdiğini, darbe olacağını sonradan öğrendiğini elinden geldiğince bir takım şeylere engel olmaya çalıştığını, örgüt mensubu olmaktan ve sivil vatandaşlar ile polise ateş edilmesi ve bomba atılmasından dolayı pişman olduğunu ifade etmiştir.

M. İ., EDOK Maarif Birlikler Komutanı, ifadesinde,

Darbe girişimi sırasında darbe girişimini engellemek üzere elinden geleni yaptığını, darbe girişiminin Fetullahçı bir yapının gerçekleştirdiğini, bu yapının kendini aşırı şekilde gizleyen son ana kadar tespit edilmesi imkânsız bir yapı olduğunu,

İstihbaratın Fetullahçı yapıyı çözeceğinin anlaşılması üzerine Yüksek Askeri Şura öncesinde bu darbenin planlandığını ve 7-8 aylık bir çalışmanın sonucunda Cumhurbaşkanının şahsının hedef alındığını düşündüğünü beyan etmiştir.

E. K., İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürü, Binbaşı, ifadesinde,

1997 yılından itibaren “cemaat ağabeyleri” ile aralıklarla görüştüğünü, himmet vermediğini ancak kurban bağışında bulunduğunu,

Ankara'ya tayin olduktan sonra Murat isimli bir şahısla görüşmeye başladığını, örgütte gizlilik olduğu için teşebbüse kadar FETÖ içinde bulunan rütbelileri tanımadığını, 13 Temmuz 2016 günü evine adresini Murat'tan aldığını söylediği iki kişinin geldiğini, Halil isimli kişinin örgütte aktif olan, destek veren ve yanında olan 3.000 kişinin meslekten atılacağını söylediğini, S. K.'yı tanıyıp tanımadığını sorduğunu, Anıttepe'de S. ve Altındağ İlçe Jandarma Komutanı M. ile buluştuklarını, Cuma günü olay başladığında TÜRKSAT'a gitmelerini söylediğini, yanında Yavuz Yüzbaşı olduğunu, olay günü Beştepe'ye geçmesi talimatı verildiğini, Polis TEM başkanını vuranın da FETÖ mensubu Ramazan isimli yüzbaşı olduğunu, örgütte buluşmaların sözlü haberleşme ile yapıldığını, birbirini tanımayan insanların bu şekilde bir araya gelerek kendiliğinden yapacakları eylem olmadığını, kendisi ile olaydan önce S. Yarbay ile görüşmeyi sağlayanın FETÖ abisi Halil olduğunu beyan etmiştir.

Ö. D. ifadesinde, SAT (Sualtı Taarruz) Grup Komutanlığında Astsubay, ifadesinde;

Örgüt toplantılarına katıldığını ve bir "cemaat abisinin" başlarında bulunduğunu, olay gününden iki gün öncesine tekabül eden 13 Temmuz 2016 Çarşamba günü "cemaat abisi" Hayati’nin evine gittiğini, askeri hiyerarşi dışında yer aldığı anlaşılan Hayati'nin kendisine "Önümüzdeki bir kaç gün içinde Kemal isimli birisi yanına gelecek, bir şeyler söyleyecek, o ne derse yapın" talimatını verdiğini, 15 Temmuz 2016 günü aynı yerde çalıştığı M. Ö.’nün ikametgâhına gelerek kendisini aldığını ve "Kemal'in selamı var" diyerek saat 17.30'da SAT Grup Komutanlığına gittiklerini, FETÖ'nün talimatları doğrultusunda hareket ettiğini belirtmiştir.

M. A., Astsubay Kıdemli Başçavuş, SAT Eğitim Merkezi Komutanlığında görevli, ifadesinde;

15-16 Temmuz 2016 tarihlerinde Ankara Akıncılar Hava Üssüne gittiklerini, burada öncesinde tanımadığı bir şahıs ile sohbet ettiğini, bu şahsın darbe teşebbüsünün FETÖ lideri Gülen’in talimatı doğrultusunda gerçekleştirildiğini, hoca efendinin dediğini yaptık biz gidiyoruz diyerek oradan ayrıldığını beyan etmiştir.

S. T., Ankara İl Jandarma Komutanlığında Astsubay olarak görevli, ifadesinde,

Hakkâri’de görev yaptığı sırada cemaat toplantılarına katılıp himmet vermeye başladığını, tayini çıktığı yerlerde de kendisi ile temasta olan “cemaat abisi” tarafından tayin edildiği yerin “cemaat abisi” ile tanıştırıldığını, tayin olduğu illerde de ilişkisini devam ettirdiğini, bir yıl kadar önce “cemaat evlerine” gitmek istememesi üzerine Asaf isimli bir şahsın kendisini açığa almakla tehdit ettiğini

Olaydan bir hafta kadar önce Uğur Başçavuşun kendisini aradığını, birlikte Asaf isimli kişi ile buluştuklarını, Asaf'ın kendilerine MİT'in listesinde isimlerinin olduğunu, polislere yapıldığı gibi operasyon yapılacağını söylediğini, 12 Temmuz 2016 saat 24.00 sıralarında Uğur ve Ertan Başçavuşlarla buluşarak birlikte Eryaman'a Asaf'ın evine gittiklerini, burada Asaf'ın aralarında iletişimi sağlamakta kullanılacak olan programları yüklettiğini, ORBOT ve LİNE isimli bu programlara Merkez adı altında 0505100100 numaralı kullanıcı eklediklerini, 13 Temmuz'da 05051000176 numaralı telefondan Cevizlidere'ye çağrıldığını, Yavuz isimli kişi ile bir araya geldiğini, Yavuz’un operasyon yapılacağını, askeriyenin son kaleleri yatak odaları olduğunu, talimat geldiğini, teslim olmayıp direneceklerini, bildirdiğimiz yer ve zamanda hazır olun dediğini,

15 Temmuz 2016 saat 16.00 sıralarında LİNE programında Yavuz isimli şahıstan M. D. isimli Yüzbaşının emrine girdiğine ilişkin mesaj geldiğini, saat 22.00 sularında, LİNE'den Beştepe Karargâhına gidin ve nizamiye nöbet için geldik diye söyleyin mesajı geldiğini, Komutanlarını arayarak Alaya gidip gitmeyeceğini sorduğunu ve olayları televizyondan takip ettiğini, kimseye güvenemediği ve korktuğu için son 4-5 gün süresince olan olayları ve mesajları paylaşamadığını, Asaf isimli şahsın gerçek adının Mesut olduğunu bildiğini, yaşanan olaylar nedeniyle kendi isteği ile komutanlarına gelerek ifade vermek istediğini belirtmiştir.

S. E., Hava Piyade Astsubay Üst Çavuş, ifadesinde;

Cumhurbaşkanının Marmaris'de kaldığı Turban Oteline yönelik saldırı sırasında Z. K. isimli subayın; "Cehennemi yaşatacağız size, bunlar daha yeni başlıyor, hırsızın piçleri, Allah ve kitaptan bahsetmeyin, millete yaptığınızın hesabını vereceksiniz, hani inlerine girecektiniz, hırsızın evlatları, kafanızı kaldırdığınızda sizleri öldürürüz, nerede o, hangi helikopterle gitti, hangi havalimanına inecek, ne zaman kalktı helikopter," şeklinde sözler söylediğini net bir şekilde duyduğunu, "hani inlerine girecektiniz" şeklindeki ifadenin sayın Cumhurbaşkanının FETÖ ile mücadelede daha etkili adımlar atmak amacıyla söylediği "inlerine gireceğiz" şeklindeki sözlerine gönderme yapıldığı ve suikast eyleminin FETÖ'ye bağlı subaylar tarafından intikam amaçlı organize edildiğini gösterdiğini,


Emniyet Mensupları


H. T., ifadesinde,

2006 yılında Emniyet Genel Müdürlüğünde göreve başlamadan önce örgütün toplantılarına katılmaya başladığını, İstihbarat Daire Başkanlığında çalışmaya başladığında kendisiyle etkin bir "cemaat abisi" vasıtası ile bağlantı kurulduğunu,

FETÖ örgütlenmesinin bu kurumda; "teknik imam”-"kurum imamı”-"Teknik İşler Koordinatörü” ve Gülen şeklinde yapılandığını, iş hiyerarşisi dışında kod adı "Akif" olan ve teknik elemanların en üst düzey "abisi" olan gerçek ismini ise bilmediği bir şahıstan aldığı talimatlar doğrultusunda bazı iş ve işlemler yaptığını, örgüt üyeleri arasında şifreli olarak haberleşme olanağı sağlayan özel bir uygulama (application) aracılığı ile "Akif" ile görüştüğünü ve aldığı talimatlara göre istenilen ve dışarı çıkarılması yasak olan bilgileri kendisine ilettiğini,

15 Temmuz 2016 günü akşam saatlerinde kendisine "Daireye yakın yerde hazırda bekle" şeklinde gizli haberleşme ağı üzerinden mesaj geldiğini, İstihbarat Daire Başkanlığı yakınına gittiğini, darbe teşebbüsünün başarılı olması halinde İstihbarat Daire Başkanlığında kurulu bilgisayar sisteminin tahrip edilmesini önlemekle görevli olduğunu belirtmiştir.

B. A., ifadesinde,

Örgüt ile ortaokul yıllarında tanıştığını Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığında bilgisayar mühendisi olarak işe başladığını, örgüt üyelerinin kendi aralarındaki haberleşmeyi özel olarak yapılmış, şifre ile girilen ve şifreli haberleşme olanağı sağlayan ve dış görünümü "Tango" isimli uygulama ile aynı olan bir sistem üzerinden yaptıklarını, söz konusu uygulamanın ancak yine örgüt üyesi olan birisinin telefon veya bilgisayara göndermesi ile kurulabileceğini,

Kod adı "Akif" olan ve teknik elemanların en üst düzey "abisi" olan gerçek ismini bilmediği bir şahıstan aldığı talimatlar doğrultusunda bazı iş ve işlemler yaptığını, bazı şahısların telefon erişim kayıtlarını, aile bilgilerini, kişisel bilgilerini emniyet kayıtlarından topladığını, yasak olduğu halde bu bilgileri dışarı çıkartıp yukarıda açıklanan haberleşme ağı üzerinden "Akif" kod adlı kişiye gönderdiğini, beyan etmiştir.

Z. T., emekli emniyet mensubu, ifadesinde,

Örgüt ile 1984 yılında üniversite yıllarında tanıştığını ve toplantılarına katılmaya başladığını, üniversiteyi bitirdikten sonra kendisinin örgüt tarafından Polis Akademisine yönlendirildiğini ve sınav sorularının kendilerine verildiğini, Akademiyi bu şekilde kazandığını, ataması yapıldıktan sonra örgüt kuralları gereği evlilerin maaşlarının 10'unu, bekârların ise 20'sini örgüte aktardığını, "Ergenekon" soruşturmasını yürüten dönemin Cumhuriyet Savcısı Zekeriya ÖZ'e asker kişilerin tutuklanmalarının nasıl yapılabildiğini sorduğunda, kendisine bir kimsenin tutuklanıp tutuklanmayacağına önce lider Gülen'e sorulduğunu, o ne derse buna göre işlem yapıldığını,

Örgüt içi haberleşmelerini şifreli olarak bir uygulama üzerinden yaptıklarını, cep telefonuna bu uygulamanın kod adı "Faruk" olan bir şahıs tarafından yüklendiğini, darbe teşebbüsünün FETÖ tarafından yapıldığını, kendisi ile birlikte yakalanan polis ve diğer şahısların kalkışmanın başarılı olması durumunda, kendilerine vaat edilen makamlara geçmek üzere geldiklerini ifade etmiştir.

G. A., meslekten çıkarılan İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı, ifadesinde,

Hakkında açılan davalar ve yakalama emri nedeniyle M.A., L.K., A. Ç., M. A. ile birlikte Eryaman'da bir dairede kalmaya başladıklarını, 15.07.2016 saat 21.30 sıralarında tabletlerine Tango programından T. T.'den darbe olduğuna ve destek için çalıştığı en yakın yere giderek General Mehmet ile irtibata geçilmesine dair mesaj geldiğini,

İstihbarat Daire Başkanlığının bulunduğu yere gittiklerini, araçta silahla otururken polislerin yakaladığını, meslekten atıldıktan sonra düzenli olarak her ay 4.500 TL örgütün okulunda öğretmenlik yapan Zübeyir kod adlı şahıs tarafından ödeme yapıldığını, 15 Temmuz günü yapılmak istenen darbenin Gülen'in bilgisi ve talimatı olmadan gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir.


Diğer Kamu Görevlileri


M. U., Başbakanlık Özel Kalem Müdürlüğünde memur, ifadesinde,

“Gülen Cemaati Mensubu” ve abi konumunda olduğunu, yaklaşık üç haftadır Başbakanlık Özel Kalem Müdürüne Başbakana gelen davet mektuplarını sunmakla görevli olduğunu, asıl olarak öğretmen olduğunu, Lise yıllarında örgütle tanıştığını, Üniversite yıllarında evlere girdiğini, 3. sınıfta ev abisi olduğunu, 2010 yılında Yunus isimli cemaat abisi tarafından daha çok asker şahıslarla muhatap olacağı için “Murat” kod ismini kullanmasının tavsiye edildiğini, “himmet” vermeye başladığını, 2010 yılında ders vermek üzere asker şahısları Yunus'un kendisi ile irtibatlandırdığını, bu kişilere manevi ders verdiğini ve bunlardan himmet paralarını topladığını, 2014 yılında Yunus'un kendisini Selahattin abiye devrettiğini, 2012 yılında evine gelen askerlerin değiştiğini, Salih ve Ahmet kod adlı askerlerin evine geldiğini, Genelkurmay Başkanı emir subayı L.T.nin “Ahmet”, G.E.’nin de “Salih” kod adlarını kullandıklarını, bu iki şahsın “radyo” tabir ettikleri ses kayıt cihazlarını dolduktan sonra getirdiklerini, boş olanları onlara verdiğini, uzun süre cemaat adına Genelkurmay Başkanını dinlediklerini, kendisinin de kayıtları Selahattin’e verdiğini, bir yıldır da ses kayıtlarını laptoptan flash belleğe indirerek teslim etmeye başladığını, nadir olarak Engin kod adlı şahsa da verdiğini, aktarırken laptop içinde gelen TC isimli bir şifreleme programı kullandığını, aktardıktan sonra içini silip format attığını, flash belleğin başkası tarafından açılmasının mümkün olmadığını, 6-7 ay kadar önce ses kayıtlarını teslim alma işini Selahattin'in kendisinden aldığını, ayrıca Ramazan kod adlı M. A. isimli subayında Genelkurmay 2. Başkanının ses kayıtlarını aynı kanaldan kendisine getirdiğini, Selahattin'in kendisine Tango programı yüklü bir tablet verdiğini, cemaat görüşmelerini bu yolla yaptıklarını, Selahattin, Yunus ve Ramazan kod adli M.A. ile bu yolla görüştüklerini, bu programın değiştirilip değiştirilmediğini bilmediğini, T. ve E.’nin Viber programı üzerinden yazıştıklarını, onlara dini içerikli metinler gönderdiğini, darbe teşebbüsü sonrasında tableti kırarak çöpe attığını, Selahattin'in abisinin de Adil olduğunu, en üst tanıdığı abinin de o olduğunu, Adil'in Ahmet ve Salih kodlu subaylarla iki kez evinde görüştüklerini, ancak kendisini bu görüşme sırasında yanlarından çıkardıklarını,

15 Temmuz 2016 gününden bir gün önce Selahattin'in kendisi evde olmadığı halde gelerek bir görüşme yapmak için eşinden izin istediğini, burada iki kişi ile görüştüğünü bunların kim olmadığını bilmediğini, ancak L. ve G. Yarbay’ın geldiklerini söylüyorsa doğru olabileceğini, el yazısı ile irtibatlı olduğu çoğunluğu asker 22 kişinin isimlerini bildirdiğini, Selahattin ve Adil tarafından gidilen yere telefonla gidilmemesi, aracın evin yanına bırakılmaması, kontörlü telefonla konuşulmaması, buluşma gerçekleşmese bir hafta sonra aynı saat ve yerde buluşulması, başkalarına ait telefon hatlarının kullanılması gibi kuralların konulduğunu beyan etmiştir.

K. I., Bankacılık Uzmanı (BDDK), ifadesinde,

BDDK'da çalışırken kendisinden cemaat abisi olması istendiğini, bunun üzerine Miraç kod adlı SAT Grup Personeli Astsubay M. F., kod adı Ömer olan SAT Grup Komutanlığında Astsubay Ö. D., yine kod isimleri bulunan aynı yerde astsubay olarak görev yapan H. Ç., F. K., M. F., İ. A.'nın birbirlerinden habersiz olarak kendi evine geldikleri ve dini konularda sohbet ettiklerini, Cankurt kod adlı Mehmet isimli kişinin kendisinden sorumlu olduğunu, Cankurt'dan ise Yusuf kod isimli bir şahsın sorumlu olduğunu, kendi aralarında cep telefonu ile değil kontörlü telefon ile haberleştiklerini,

Örgütün “ev ağabeyleri”, “bölge ağabeyleri”, “il ağabeyleri”, “eyalet ağabeyleri”, “ülke ağabeyleri” şeklinde hiyerarşik bir yapıya sahip olduğunu ifade etmiştir.


B-ÜST AKIL



Dünyanın her yerinde devasa ve amansız bir gizli yapı tarafından durdurulmak isteniyoruz. Bu yapı nüfuz alanını genişletmek için örtülü araçlara dayanıyor: işgal yerine sızmaya, seçimler yerine ayak kaydırmaya, özgür tercih yerine yıldırmaya, gündüzün orduları yerine gecenin gerillalarına güveniyor.


Bu öyle bir sistem ki ince ince örülmüş, çok etkili bir makinenin inşasına bolca insanî ve maddî kaynak tepiştirmiş durumda. Bu makine ise askerî, diplomatik, istihbarî, ekonomik, bilimsel ve politik operasyonları birleştirmekte. Hazırlıkları yayınlanmıyor, gizleniyor. Hataları manşete çekilmiyor, gömülüyor. Muhalifleri övülmüyor, susturuluyor. Hiçbir harcama sorgulanmıyor, hiçbir söylenti gazetede haber olmuyor, hiçbir sır ifşa edilmiyor. John F. Kennedy


Amerika Birleşik Devletleri’nin 35. başkanı J.F. Kennedy’nin bu konuşması son konuşması olarak tarihe geçti. Faili hala bulunamayan Kennedy suikastı, üst akıl diye adlandırılan küresel baskı ağının ne olduğunu ifşa etmek için bir başlangıç fişeği sayılacak nitelikte.


4 Haziran 1963 günü, başkan Kennedy, tarihe Executive Order 11110 olarak geçecek olan kanuna imza attı. Kanun, Amerikan dolarının basım yetkisini Rothcshild ailesine ait olan Federal Reserve Bank’ın elinden alarak Amerikan Merkez Bankasına verdi.


Bu kanunla birlikte basılan dolarlarda artık Federal Reserve Note (1) değil United States Note (2) yazmaya başladı.


5 ay sonra, 10$’lık ve 20$’lık banknotlar henüz basım aşamasındayken, 22 Kasım 1963’de Başkan Kennedy öldürüldü.


Eşiyle birlikte açık bir araba içinde Dallas’ta bir konvoyun arasında ilerlerken uzak noktadan ateş açıldı. Saldırı sonucu Kennedy, ensesinden, boğazından ve başından üç kurşun alarak yaşamını yitirdi.


Cinayetten kısa süre sonra cinayetin sorumlusu olduğu düşünülen 24 yaşındaki Dallaslı Lee Harvey Oswald yakalandı.


Başkan Yardımcısı Baines Johnson aynı gün yemin ederek başkanlığı üstlendi.


Zanlı Lee Harvey Oswald, olaydan iki gün sonra Dallas Polis karakolu önünde öldürüldü.


JFK suikastı ardından 10$ ve 20$’lık banknotların basımı durduruldu. 2$ ve 5$’lık banknotlar ise dolaşımdan çekilmeye başlandı. Para basım yetkisi yeniden Rothschild ailesine ait olan Federal Reserve Bank’a verildi. Federal Reserve Bank’a karşı çıkan bir başkanın, JFK’nin, ölümü ise hala aydınlatılamadı. Üst akıl kavramını ifşa eden Amerikan Başkanı Kennedy’nin ölümü bir “üst akıl cinayeti” olarak tarihe geçti.


JFK, bankerlere savaş açan ilk Amerikan başkanı değildi. Öldürülen Amerika Birleşik Devletleri 16. başkanı Abraham Lincoln da bankerlere bu savaşı açmıştı.


Lincoln 1800’lü yılların başında fakir bir ailede doğup, 1860’ta da başkan seçildi. Amerikan İç Savaşı’nda, Amerika Konfedere Devletleri’ne karşı büyük bir galibiyet elde etti. Ülkenin birliğini korudu ve köleliği bitirdi.


Lincoln başkanlığı döneminde bankerlere savaş açarak National Bank Act olarak anılan girişimi gerçekleştirdi. Lincoln’u buna iten bankerlerin devlete verdikleri borç karşılığı %24-36 arası faiz istemesiydi. Lincoln bu faizi halkın sırtında yük olarak görüyordu. National Bank Act olarak tarihe geçen girişim ile birlikte dolaşıma sokulan para için bankerlere faiz ödenmesinin önüne geçmek hedeflendi.


Bu yolda adımlar atmaya devam eden Lincoln, katıldığı bir tiyatro gösterisinde suikast sonucu öldürüldü. Saldırıyı gerçekleştiren J. W. Booth aynı gün yakalandı. 12 gün sonra JFK’nin katili gibi mahkeme önünde öldürüldü.


Bankerlere savaş açan Lincoln’un da öldürülmesi tıpkı JFK’nin ölümü gibi bir sır olarak kaldı.




Amerika’da faize savaş açan, para piyasasını halkın lehine düzeltmek isteyen iki lider benzeri bir şekilde öldürüldü. Kennedy’nin sözlerini haklı çıkaran ve üst aklın cinayetlerine örnek oluşturan bu iki olay geçmişte kalmış istisna örnekler değil. Yakın zamanda Brezilya’nın başına gelenler de Üst Aklın hala dünya çapında ne kadar etkin çalıştığına bir örnek. Dilma Rousseff, 2010’da %56’ya %44’lük oranla ve 2014’te %52’ye %48’le, yani 3.5 milyon oy farkıyla Brezilya Devlet Başkanı seçildi.


Bu Üst Aklın çıkarlarına uymayan bir durum oldu. Çünkü Dilma’nın ikinci kez seçilmesi, önceki iki dönemde (2003- 2011) toplam 8 yıl ülkeyi yöneten Lula da Silva’nın da 2018’de tekrar başkan olması ihtimalini güçlendiriyordu. İşçi Partisi durdurulmazsa, ülkeyi en az 8 yıl daha yönetecek ve bürokratik oligarşinin de sonunu getirecekti.


Lula-Dilma ikilisi ülkede çok sayıda reform yaparak alt sınıfların kalkınmasına yönelik çok büyük faydalar sağladı. Bir aşamadan sonra ise ikili yatırım ve üretimi arttırmak için finans sistemine faizlerin düşürülmesi için baskı yaptı. Üst aklı tehdit ettikleri aşama bu oldu.


2014’te, muhalefetteki partiye yakınlığı ile bilinen Savcı Sergio Moro, “Brezilya tarihinin en büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonu” dediği soruşturmasını başlattı. Türkiye’de FETÖ tarafından tertiplenen 17-25 Aralık’ın kurumsal hedefi HalkBank’tı, Brezilya’daki hedef ise devlete ait olan, dünyanın en büyük petrol şirketlerinden Petrobras idi.


Brezilya’yı faiz rantiyerlerinin elinden kurtarmaya çalışan Dilma, tüm bu davaların sonunda yönetimden çekilmek zorunda kaldı. Bu müdahale Üst Aklın hala ülkeleri işgal etme çalışması yürüttüğünü, kendi sistemine karşı gelen halk liderlerini nasıl hedefe koyduklarını göstermesi açısından önemli.


Türkiye, özellikle 2013-2016 yılları arasında Üst Aklın kendi sistemine biat etmesi için zorladığı ülkelerden biri. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da tıpkı katledilen Amerikan Başkanları ve kumpasla görevden uzaklaştırılan Dilma gibi ülkeyi rantiyer faiz lobilerinden ve Üst Aklın tahakkümünden kurtarmaya çalışıyor. Bununla ilgili düşüncelerini dile getirmeye devam ediyor, hem de pratiğe dökmek için mücadele ediyor.


Üst Akıl tarafından Türkiye’ye yapılan operasyonların sonuncusu 15 Temmuz Darbe girişimi oldu. Hedefinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olduğu bu darbe girişiminde kullanılan maşa Fethullahçı Terör Örgütü idi.


1-17 Aralık Darbe Girişimi


Başta yargı ve emniyet olmak üzere, devletin birçok kurumu içine sızan FETÖ, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni tümüyle ele geçirmesinin önünde engel olarak gördüğü tüm kurum ve şahısları bertaraf etmek için her türlü hile ve yöntemi açımasızca kullandı. Bu doğrultuda 61. Hükümet’i ulusal ve uluslararası baskı altına alan FETÖ, hükümetin istifa etmesi ve mega projelerin durdurulmasına yönelik olarak 17 Aralık’ta darbe için düğmeye bastı.


Türkiye’nin 2023 Vizyonunu Hedef Aldılar


FETÖ, 17-25 Aralık’ta birbiriyle alakasız dosyaları birleştirip kamuoyuna ‘yolsuzluk’ diye sunarak siyasete darbe vurmak istedi. 2023 vizyonu çerçevesinde planlanan 3. Havalimanı, 3. Köprü ve Kanal İstanbul gibi mega projeleri hedef aldı. Bu doğrultuda, Türkiye’ye çağ atlatacak projeleri üstlenen işadamları FETÖ militanı savcılar tarafından gözaltına alınmak istendi.


12 İhbar Aynı Adresten Yapıldı


17 Aralık darbe girişimi isimsiz ihbar mektuplarıyla başlatıldı. İsimsiz ihbarlarla soruşturma açılması ve bunların delil yapılması kanunda suç olmasına rağmen FETÖ’cü savcılar, aldıkları emir doğrultusunda operasyon talimatı verdi. Yapılan ihbarlar, İhbarı yapanların adreslerine bakılmaksızın delil kabul edildi. Ancak aynı adresten tam 12 ihbar yapılmıştı.


Hukuk Skandalı:


17 Aralık Dosyası UYAP’a Girilmedi 17 Aralık darbe girişimini yöneten savcılar, İstanbul Başsavcısı’na haber vermeden düğmeye bastı. Soruşturmanın detaylarının Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’ne (UYAP) girilmemesi yapılan hukuksuzluğu gözler önüne serdi.


Dinleme Terörü


FETÖ tarafından gerçekleştirilen 17 Aralık darbe girişimi öncesi çok sayıda siyasetçi, gazeteci ve iş adamı hakkında, farklı isimlerle dinleme kararı çıkarıldı. Dinleme kararı çıkarılan kişinin sahte isimlerle dinlemeye alınması FETÖ’nün hukuk tanımaz operasyonunu ortaya koydu. Yasa dışı dinlemeleri engellemek ve mahkemelerin verdiği dinleme kararlarının yasal çerçeveye uygunluğunu kontrol etmek için kurulan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) da, FETÖ’nün yasadışı dinlemelerine çözüm olamadı.


FETÖ’nün 17 Aralık Medya Hamlesi


17 Aralık darbe girişiminde medya ile ilişkileri yönlendirme işini eski Ergenekon savcılarından Fikret Seçen’in yürüttüğü ortaya çıktı. Seçen, darbe sabahı daha önceden bilgilendirdiği bazı basın mensuplarını yanına çağırdı ve medyada yer almasını istediği belge, bilgi ve görüntüleri verdi. Zekeriya Öz dahi Fikret Seçen’in onayı olmadan kimseyle herhangi bir bilgi paylaşmadı.


17 Aralık Darbe Girişiminin Kirli Telefon Trafiği


17 Aralık darbe girişiminde rol oynayan emniyet müdürlerinin kirli operasyon öncesi ve sonrasındaki yoğun telefon trafiği açığa çıktı. Emniyetçilerin başta CIA’in merkezi Virginia Eyaleti olmak üzere 25 farklı ülkeden 100’ün üzerinde uluslararası numarayla görüştüğü öğrenilirken, polislerin yurtdışı telefon trafiğinin darbe günü zirve yapması, darbenin uluslararası bağlantılarını da gözler önüne serdi.


Skandal Telefon


17 Aralık darbe girişiminin başaktörlerinden dönemin İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Hamza Tosun’un operasyon günü Fethullah Gülen’in Pensilvanya’daki yardımcısına tekmil verdiği ortaya çıktı. Tosun, 17 Aralık saat 15:28:39’da ABD Virginia’dan bir numarayla 193 saniye görüşme yaptı. Polisin mercek altına aldığı numara Gülen’in yardımcılarından Sinan Dursun’a çıktı.


Emniyete FETÖ Baskını FETÖ’cü savcı Zekeriya Öz, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne baskın düzenledi. Mali Şube’yi basan Zekeriya Öz, polislere zorla örgüt şeması yazdırmaya kalkışırken, örgütün tepe ismi olarak da Tayyip Erdoğan’ı koydurdu.


Savcı Akkaş Bildiri Dağıttı 17 Aralık darbe girişimi dosyası elinden alınan FETÖ’cü savcı Muammer Akkaş adliye önünde bildiri dağıttı. İstanbul Adliyesi önünde bildiri dağıtarak bu alanda bir ilke imza atan Muammer Akkaş’ın, HSYK’daki FETÖ’cülerden talimat aldığı ortaya çıktı. Soruşma yapmasının engellendiğini savunan Akkaş’ın, HSYK’daki ‘abileri’ ile görüştükten sonra bildiri dağıttığı belirlendi.


Dönemin Başbakanı


17 Aralık operasyonlarını gerçekleştiren savcı ve polisler, dosyanın ‘sakıncalı’ buldukları kısımlarını imha ettiler. Ancak mali şube ve siber suçlar bölümü imha edilen ve silinen bu verilerin geri dönüşümünü sağladı. ‘Dönemin başbakanı’ ifadesi, ‘geri dönüşümü sağlanan’ dosyalarda bulundu. 17 ve 25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarında hazırlanan fezlekelerde ‘Dönemin Başbakanı’ ve ‘Devrik Başbakan’ gibi ifadelerin geçtiği görüldü.


Asıl Hedef Erdoğan’dı 17 Aralık Aralık darbe girişiminin başında bulunan Celal Kara, gerçek hedefin Tayyip Erdoğan olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Hedef bendim. Oğlum üzerinden bana ulaşacaklardı” açıklamasını yorumlayan Celal Kara, “Bizim dosyamızda Bilal Erdoğan ile ilgili bariz bir şey yoktu. Ama Başbakan ile ilgili bir şeyler çıkardı. Bence Erdoğan işin içindeydi” diyerek, asıl hedefin Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu ve Bilal Erdoğan hakkında herhangi bir delil olmadığını itiraf etti.


İlker Başbuğ: 17 Aralık Darbe Girişimidir


Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Balyoz Davası’nın temyiz duruşmasına gönderdiği savunmada 17/25 Aralık operasyonlarının darbe girişimi olduğunu söyledi.








2-15 Temmuz Darbe Girişimi


FETÖ, 15 Temmuz 2016 günü Türkiye’ye en karanlık gecelerinden birini yaşattı. 10 binden fazla FETÖ mensubu asker ve sivil; 35 askerî uçak, 74 tank, 246 zırhlı araç, 3 askerî gemi, 3 bin 992 silah ve 37 askerî helikopterle darbe girişiminde bulundu.


İlk olarak 136 darbeci asker Boğaziçi Köprüsü’nü kapattı. Köprü üzerinde 30 vatandaş FETÖ’cü hainlerin kurşunlarıyla şehit oldu. Boğaziçi Köprüsü, 15 Temmuz’da FETÖ’ye karşı ilk şehitlerimizi verdiğimiz yer olarak tarihe geçti.



Genelkurmay Başkanlığı darbeciler tarafından basıldı, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve kuvvet komutanları rehin alındı. Orgeneral Akar’a silah zoruyla darbe bildirisi imzalatılmak istendi. Tıpkı geçmiş darbelerde olduğu gibi TRT işgal edildi ve darbeci askerlerin korsan darbe bildirisi canlı yayında okutuldu. Bununla yetinmeyen FETÖ mensupları, CNN Türk’ün yayını durdurken Digitürk’ü de hedef aldı.


Halkın haber almasını engellemek isteyen FETÖ’cü pilotlar F-16 uçaklarıyla TÜRKSAT’ı bombalarken iki kobra helikopteri de TÜRKSAT’ı teslim etmemek için direnen halka ateş açtı. TÜRKSAT önünde iki vatandaşımız şehit oldu.


Darbeciler havaalanlarını da hava trafiğine kapattı. 58 darbeci subay, İstanbul Atatürk Havalimanı’nı 4 tank, 4 zırhlı araç, 4 kamyon ve 4 askeri jip ile işgal etti. Burada 6 vatandaşımız şehit oldu.


Devletin zirvesini, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni F-16 uçakları bombaladı. Cumhurbaşkanlığı önünde, tek amacı milli iradeye sahip çıkmak olan 29 kişi şehit oldu. FETÖ mensubu darbeciler, devletin kalbini hedef almaya devam etti. Milletvekillerinin içinde bulunduğu sırada Gazi Meclis tam 11 kez bombalandı. Ankara Gölbaşı’ndaki Özel Harekat Merkezi de FETÖ’cü teröristlerin hedefi oldu F-16 uçaklarının attığı bombalar, 51’i özel harekat polisi olmak üzere 56 kişiyi şehit etti. Ankara Emniyet Müdürlüğü de bir kez F-16 ve 6 kez de helikopterlerle vuruldu.


Cumhurbaşkanı Erdoğan’a suikast düzenlemeyi planlayan FETÖ, 27 asker ve 2 komando ile Erdoğan’ın Marmaris’te konakladığı oteli bastı. Biri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın koruma polisi olmak üzere iki polis şehit oldu. Şüphesiz ki FETÖ’nün darbe girişimine karşı en önemli kırılma noktası, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halkı meydanlara, sokaklara çağırması oldu.


O kara geceyi aydınlatan, vatanına sahip çıkan Türk milleti oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısıyla dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir darbe direnişi başladı. Kahraman Türk milleti, FETÖ’cü hainlere karşı göğsünü kurşunlara siper ederken geride 250 şehit ve 2196 gazi bıraktı. Ancak FETÖ, üst aklın kontrolünde Türkiye’yi teslim alamadı.


3-Darbe Teşebbüsünden Haberdar FETÖ’cüler




FETÖ’cüler darbeden yıllar, aylar ve günler öncesine kadar Temmuz’u ve hatta 15 Temmuz’u işaret ederek darbenin sinyalini verdiler. Bunların aralarında Emre Uslu ve Tuncay Opçin gibi FETÖ’nün meşhur üyeleri de mevcut.


Bunlardan en dikkat çekeni, FETÖ’ye bir çok övgüsü bulunan Tuncay Opçin’nin darbeden iki gün önce attığı tweet. Opçin tweetinde Erdoğan’ı kast ederek “Yatakta basıp, şafakta asacaklar” diyor. Tarih 14 Temmuz 2016, yani darbeden ve Erdoğan’a suikast girişiminden bir gün önce. Bu tweet FETÖ mensuplarunun darbeden haberdar olduğunun bir delili.


Yine Fethullahçı Terör Örgütünün bir başka meşhur üyesi firari Emre Uslu, kedisine Eylül 2015’de yöneltilen “ne zaman ülkeye döneceksin?” sorusuna “Temmuz 2016” şeklinde cevap veriyor. 2016 Temmuz’unda FETÖ mensuplarının dönebileceği bir Türkiye olacağını herhalde haberdar olduğu darbeye güvenerek söyledi.



Emre Uslu başka bir paylaşımında da 22 Temmuz ve 12 Ağustos 2016 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleşecek bir konser için takipçilerinden bilet istiyor. Yine o tarih aralığında İstanbul’da olacağına inancı haberdar olduğu 15 Temmuz darbe girişimine güveninden.



FETÖ üyeliği ortaya çıkan ve tutuklanan bir başka hesap da “Analizi Harbiyeli” kullanıcı adı ile twitter’da paylaşımlarda bulunan kişi. Analizi Harbiyeli Haziran 2016’da attığı bir tweette 2 ay içinde gerçekleşecek bir yönetim ve politika değişikliğinden bahsediyor.



Aynı hesap 15 Temmuz sabahı şu tweeti atarak yönetim değişikliği hakkında çok emin paylaşımlarda bulunuyor.


Analizi Harbiyeli, ifşa olan DM konuşmalarında kendisine “Bunlardan nasıl emin konuşuyorsunuz?” sorusunu yönelten bir takipçisine “Bir hafta sonra bu soruyu yeniden sor.” cevabını vererek darbenin tam tarihini bile isabetli şekilde söylüyor.


Ve bir başka paylaşımında da kendisinin sıkı yönetim komutanı yapıldığını söyleyerek darbeyi açık açık sahipleniyor.



Darbe girişimi ardından yapılan tutuklamalarda bu hesabın sahibinin darbeye bizzat iştirak etmiş Jandarma Kurmay Albay Ömer Kulaç olduğu ortaya çıkıyor.




FETÖ üyeliğinden aranan akademisyen Osman Özsoy Haziran ayında katıldığı bir televizyon programında “Bu süreçte keşke öğretmen olacağıma bir Albay olsaydım” dedikten sonra “Çok güzel günler geliyor, bir ay daha sabredin” diyerek bir yönetim değişikliği olacağına ısrarla işaret ediyor.



Darbe öncesinde FETÖ’cülerin darbeden haberdar olduğunu gösteren bir işaret de FETÖ’nün meşhur dergisi Sızıntı dergisinin Mayıs ayı kapağı. Kapakta askeri kamuflaj giymiş bir kol, kanlı bir odadan aydınlık bir bahçeye açılan kapıyı açıyor. Darbenin sembolize eden kapağın üzerinde “Aç kapıyı, haber var, ötenin ötesinden! Dudaklarda şarkılar, kurtuluş bestesinden” şeklinde bir şiir mevcut.




Yine Sızıntı dergisinin Haziran ayı kapağı da gelecek darbe hakkında ipucu içeriyor. FETÖ’cü hava subaylarının darbedeki etkinliği düşünülürse, gökten gelip yaşlı gözleri silecek bir el ile 15 Temmuz 2016 darbe girişimini işaret ettikleri net şekilde görülüyor.



Sızıntı Dergisinden bir başka işaret de Haziran ayı sayısındaki ekten. Beton duvarların arasından açacak çiçeğin darbeden sonra cezaevlerinden çıkacak FETÖ’cüler olduğu söyleniyor.



Darbe öncesi FETÖ’nün haberdar olduğunu gösteren bir başka ayrıntı da, darbe gününden tam olarak 9 ay 10 gün önce, 5 Ekim 2015’de yayınlanan FETÖ gazetesi Zaman’ın bir reklam filmi. Reklam filmi önce göklerden şehri gösteriyor ve siren sesleri duyuluyor. Ardından bir bebeğin gülüşü ekrana geliyor. Siren sesleri kısmı darbeyi, bebeğin gülüşü ise yeniden kuruluşu canlandırıyor ve tam olarak 9 ay 10 gün sonra darbenin gerçekleşmesi örgütün darbeyi ne kadar süre önceden planladığının bir belgesi.









4-FETÖ ve Hukuka Darbe


Son yıllarda FETÖ yargıdaki paralel yapılanması aracılığı ile birçok darbe girişiminde bulundu, birçok dosyayı kararttı ve sayısız kumpasa imza attı.


Yargıda irili ufaklı birçok usulsüzlük yapan FETÖ’nün yargıdaki yapılanması, organize operasyonlarına ilk kez -17 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleştirilen Danıştay saldırısından sonra başlayan süreçte- Ergenekon davaları ile başlıyor. Ayrıca FETÖ, Balyoz (19 Haziran 2010), Askeri Casusluk ve Şantaj (10 Şubat 2011) gibi davalarla kendine muhalif olan bir çok kesimi, elde ettiği yargı gücüyle devre dışı bıraktı. 17-25 aralık, Selam ve Tevhid, KCK davaları gibi davalarla da siyasi iktidara defalarca kez darbe girişiminde bulundu.


Hakim FETÖ’nün yargıya nasıl sızdığını anlattı!


15 Temmuz’da darbe girişimi gerçekleştiren terör örgütü FETÖ’ye yönelik soruşturmalar kapsamında açıklamalarda bulunan Danıştay Tetkik Hakimi Ebubekir Başel,örgütün yargı içine nasıl sızdığını anlattı. Fethullahçı terör örgütü (FETÖ-PDY)’ne yönelik soruşturmalar kapsamında gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan Danıştay Tetkik Hakimi Ebubekir Başel,örgütle nasıl tanıştığından örgüt yapılanmasına kadar bir çok önemli konuda açıklamalarda bulundu. Başel, savcılığa verdiği ifadede, Fethullah Gülen’e mensup insanlarla Sivas Selçuk Anadolu Lisesinde tanıştığını, babasının mezar işçisi olduğunu, ailesinin maddi durumunun kötü olduğu için Sivas’ta pansiyonda kaldığını söyledi. Bu pansiyonun devlete ait ve parasız olduğunu dile getiren Başel, bu dönemde ışık evlerine gidip gelmeye başladığını belirterek,“Bu evlerde bizi askeri okullara hazırlıyorlar ve yönlendiriyorlardı. Bu evlerde abi diye hitap ettiğimiz kişiler bulunuyordu. Bu kişiler bizden yaşça büyük üniversite öğrencileriydi. Bu evlere ders çalışmaya gidiyor, bazen de kalıyorduk. O dönem bu evlere gitmek bir ayrıcalıktı. Çok hoşumuza gidiyordu” diye konuştu. Söz konusu evlerde Fetullah Gülen’in kitaplarını okuduklarını ve bazı kasetlerini dinlediklerini aktaran Başel, şöyle devam etti: “Ben askeri lise sınavlarına girmedim. Çünkü benim Akdeniz Ateşi hastalığım o dönemde de vardı. Atak geçirdiğim için o sınavlara girememiştim. Anadolu lisesine devam ettim ve 2001’de mezun oldum. Orta üçe kadar bu ışık evlerine devamlı olarak gittim. Ancak daha sonra sigara alışkanlığım olması nedeniyle evlerine gittiğimde benimle ilgilenmediler. Bir daha da çağırmayınca lise bitimine kadar bu evlere gitmedim. Devam ettiğim Sivas Anadolu Lisesinde Fetullah Gülen’e yakın ve sempati duyan çocuklar yoktu. Bu nedenle lise birden sona kadar bu şahıslarla irtibatım olmadı. 2001’e Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. Ailemin maddi durumu kötü olduğu için Etimesgut’ta Yunus Emre isimli pansiyonda kalmaya başladım. Bu pansiyon Fetullah Gülen cemaatine yakın kişilerin kurduğu ve devam ettiği bir pansiyondur. Ben üniversite sınavlarına hazırlandığım zaman dershane olarak Sivas’ta bulunan Selçuk Fen Dershanesine devam ettim. Bu dershane de Fethullah Gülen cemaatine yakın bir dershaneydi. Bu dershaneyi burslu olarak kazanmıştım. Ankara Hukuk Fakültesini kazanınca dershane öğretmenleri beni o dönem yeni açılan kendilerine yakın Ankara Etimesgut’ta bulunan Yunus Emre pansiyonuna gönderdi. Daha doğrusu dershane öğretmenimiz beni önce Ankara Beşevler’de bulunan Saitbey yurduna gönderdi. Bu yurdun cemaatin toplama ve dağıtım yurdu olduğunu anladım. Bu yurda bizi dershanedeki biyoloji öğretmenimiz getirmişti. Birlikte Ankara’ya geldik. Benimle birlikte 4 öğrenci daha getirmişti.”


HSYK 1. Daire Başkanı Koç, FETÖ/PDY’nin kendi amaçları doğrultusunda yargının ve devletin gücünü kullandığını söyledi.. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) 1. Daire Başkanı Halil Koç, son yıllarda yaşanan olaylar nedeniyle yargıda büyük bir güven sorununun ortaya çıktığını belirtti. “Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) kendi amaçları doğrultusunda yargı gücünü ve devletin gücünü kullandığını gördük” diyen Koç, “Bu, çok tehlikeli bir olaydı, olguydu. Dolayısıyla bu kesinlikle kabul edilmeyecek bir şeydi. Hiçbir devlet kendi içinde farklı bir grubun kendi gücünü kullanarak kendine karşı birtakım hareketler içine girmesini kabul edemez” şeklinde konuştu. Halk nezdinde yargıya karşı güvensizlik sorununu oluşturan en büyük nedenin de bu yapı olduğuna işaret eden Koç, “Yargıyı birtakım kazanımlar elde etmek için bir araç olarak kullanmak isteyen bir grubun yaptığı uygulamalar, maalesef yargımızı bu hale getirdi. Halk nezdinde bu güven bunalımını oluşturdu” ifadelerini kullandı.


FETÖ’nün yargı yapılanması ortaya çıktı


15 Temmuz’un ardından FETÖ’ye yönelik operasyonlar yoğun bir şekilde devam ederken örgütün yargı yapılanması ile ilgili çok önemli bir gelişme yaşandı. Örgütün yargı yapılanmasına ilişkin çok önemli açıklamalarda bulunan itirafçı hakim FETÖ’nün yargı yapılanmasını deşifre etti. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gelen itiraflar FETÖ’nün yargı yapılanmasını deşifre etti. Danıştay tetkik hakiminin itirafları örgütün yargıdaki yapılanmasına ilişkin çok önemli ipuçları verdi. İtirafçı hakimin açıklamalarından başlıklar şöyle: Ekonomik olarak durumum kötüydü ve o dönemde çok cazip gelen cemaat evlerinde kaldım. Bu evlerde bizleri askeri okullara yönlendiriyordu. Gülen’in kitapları okutuluyordu nasıl davranmamız gerektiği anlatıyordu. Bize abi diye tanıştırılan kişileri daha sonra yargı teşkilatında gördük. Takma isim kullanıyorlardı. Evlerde kimin kalacağını bölge imamları karar veriyordu.Hem adli yargı hakimliği yapan ve Başbakanlıkta çalışan üç kişi var. Sınav soruları geliyordu. Sınavlara bu şekilde önceden hazırlanıyorduk. Ben yazılı sınavdan başarılı ile geçtim. Sonrasında referans gerekti ve orada yargı imamları devreye giriyordu. Bu şekilde yargıya atandım. Yargı yapılanması içinde her ay maaşın yüzde 10’unu örgüte veriyorduk. 2013 yılı itibariyle FETÖ’nün imamları Ak Parti’ye oy vermememiz gerektiğini söyledi. Büyük Birlik Partisine vermemiz söylendi.Yargı yapılanmasında haremlik selamlık bir yapılanma var. Gizlenmek için yeri geldiğinde içki içiyorlar.


Continue reading this ebook at Smashwords.
Download this book for your ebook reader.
(Pages 1-43 show above.)